Ne değişti de Atatürk’ün manevi mirası yeniden popüler hale geldi

admin 29 Mayıs 2014 0
Ne değişti de Atatürk’ün manevi mirası yeniden popüler hale geldi

10 Kasım’ın ertesi günü gazetelere damgasını vuran Anıtkabir fotoğrafından hareketle sorduk: “Ne değişti de Atatürk’ün manevi mirası yeniden popüler hale geldi?” İlk söz yazar Tanıl Bora, İstanbul Politikalar Merkezi’nden Cengiz Aktar ve yazar Nazan İpşiroğlu’nda.

1960’lara, 70’lere, 80’lere ve 90’lara imzasını vuran Kemalizm 2000’lerde nasıl form değiştirdi?

Tanıl Bora: Kemalizm zaten sürekli form değiştiriyor. Hem esası itibariyle bir devamlılık var, hem de sürekli bir form değişimi. Ayrıca Kemalizm’in farklı yönelimleri, kanatları da vardır tabii. Ama şimdi her dönemin ana akım Kemalizm’ine damga vuran formdan söz ediyoruz. Hem zamanın ruhuna bağlı bir değişimdir bu hem de kendini Kemalizm üzerinden ifade eden sınıfların ve siyasi grupların o dönemdeki dertlerinin, meselelerinin ne olduğuna bağlı bir değişim. 60’larınki anti-emperyalizmle milliyetçiliğin iç içe geçtiği, sol havalı bir Kemalizm’di. 70’lerde sol-Kemalizm rabıtası gevşedi, bence toplumdaki genel Kemalizm dozu da epeyce düştü. 80’lerinki restorasyoncu bir Kemalizm’di, otoriter-faşizan, devletçi bir zorunlu ideolojiydi. 90’ların Kemalizm’i, iki büyük tehdit algısıyla, Kürt siyasal hareketine ve İslamcılığa karşı seferber olmuştu. Öncelikle bu tehdit algılarının belirlediği reaksiyoner asabiyeti taşıyordu. Bu reaksiyonerliğe bağlı olarak, Atatürk devrini bir altın çağ olarak yücelten nostaljik bir yanı vardı. Bununla beraber, 60’ların sol havasını yeniden canlandırmaya da çalışıyordu. Bu ‘retro’ havanın hem ‘eski sol’ açısından nostaljik bir yanı vardı. Hem de bu yeni dalganın tıpkı 50’ler/60’lar dönümündeki gibi, yerleşik tahsilli orta sınıfların itibar ve güç kaybına uğrama kaygılarını yansıtıyor olmasından gelen bir devamlılığa dayanıyordu.

Atatürk sivil bir dil ve ideolojik algıya mı kavuştu?

Sivil bir Atatürkçülük konusu, tam da bahsettiğim 90’lar Kemalizm’inin konjonktüründe konuşulmuştu ilkin. Özellikle de, Cumhuriyetin 75. Yıl kutlamaları sırasında… Peşinden 28 Şubat’ın seferberlik kampanyası çerçevesinde, Kemalizm’i halka mal etme, ona modern, genç, pop bir çehre kazandırma gayretine girildi. Kemalizm’e yönelen şehirli orta sınıfların sağladığı girdilerle mümkün oldu bu tabii. Bence bu doğrudan doğruya o dönemde milliyetçiliğin modernleşme ve poplaşma süreciyle iç içe geçti. Zaten ideolojik içerik itibariyle da öyleydi. Atatürk imgesini işleyen muazzam popüler kültür ve eşantiyon vs. ‘eşya’ üretimine de işaret ederek söylüyorum bunu. Bu poplaşma, evet halkın katılımını sağladı fakat militarist yönelimi gittikçe belirginleşen bir süreçti. Kemalizm’i demokratik bir yurttaş hareketi olarak yeniden inşa etmek gerektiğini savunan küçük bir zümre vardı ama onların da ya sesleri kısıldı ya da önce 28 Şubat’a, sonra Cumhuriyet Mitingleri içindeki darbeci çizgiye entegre oldular. Şimdi, post-Ergenekon dönemde, ordu irtibatları (en azından görünürde) devreden çıkınca, militarist-vesayetçi söylem itibar kaybedince, mağduriyet duygusu ve sadece duygusu değil somut deneyimi de arttıkça, gerçekten sivil bir Kemalist hareketin gelişmesi ihtimalinin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Şehirli orta sınıfların demokratik laik-modernist tepkilerinin bir mecrası olarak… Bu ihtimal elbette önemlidir, dikkatle izlemek gerekir. Fakat koşullarının oluşmasıyla beraber, yapısal engellerin de baki olduğunu unutmamak gerekir. Kemalizm, dediğim gibi demokratik laik-modernist tepkilerin de mecrası oluyor fakat bu tepkileri hızla milliyetçi, otoriter ve arkaik bir kalıba dökerek massetme ‘kabiliyetine’ sahip. Bana sorarsanız, skolastiğiyle, kültlerine, ritüellerine olan dindarane bağımlılığıyla aynı zamanda gayet muhafazakâr da bir kalıptır bu. Kemalizmin bu mirasını dönüştürmeyi isteyen, onun yatağını sivil, demokratik bir mecraya çevirme çabasını ciddiye alan bir akım, bunu dert eden aydınlar zaten hep azdı. 60’larda Bülent Ecevit diye biri çıkmıştı, hatırlarsınız ama o da 90’larda “asla döndü”. Şimdi belki CHP içinde böyle bir yönelimin işaretleri görülebilir ama bu tutacak bir maya mıdır, bilemiyoruz.

Anıtkabir’deki manzara Kemalizm’in yeniden siyasal alternatif olarak ortaya çıkmasının mı yoksa AKP karşıtlığının sonucu mu?

Kesinkes AKP karşıtlığının ifadesi. Yerleşik politik siyasal karşıtlıkların da değil sadece. AKP’nin ve Başbakan’ın iktidar kibrinden, otoriter, yer yer faşizan tavrından şu veya bu konuda rahatsız olan birçokları, tepkilerini bir Atatürk nümayişiyle ifade etmeye meylediyor. Çünkü bu imgeleriyle, ritüelleriyle, hazır bir reaksiyon kalıbıdır ve meşruiyeti yüksektir. AKP’nin de, Dicle’nin kıyısında bir kuzu kaybolsa hemen bir tek parti dönemi hikâyesi anlatarak, Kemalizm’in en meczup tezahürlerini doya doya karikatürize ederek, bu reaksiyon kalıbını tahkim ettiğini düşünüyorum. Hasımlarından memnunlar ve karşılarında hep o olsun istiyorlar.

Solun Kemalizm’le yeniden bir ilişki tesisi söz konusu mu? Kürt hareketinin konumunu nasıl değerlendirebiliriz?

Solun birçok grubu, Kemalizm’le zımni veya açık irtibatını hiç kesmedi. Kesenlerin birçoğu da, Kürt hareketi sayesinde kesti. Türkiye ’de solun belki en uzun süren tefrikası, Kemalizm’den arınma-arınamama hikâyesidir. Hâlâ devam ediyor. Ben solun selametinin bu ilişkiden arınmada olduğunu düşünenlerdenim. Bence anti-Kemalizm obsesyonundan kurtulmak da bu arınmanın bir parçası olmalı. Zaten mesele budur: Kendi sözünüzü söyleyebilmek, ‘anti’liklere muhtaç olmaktan çıkmak.

AYÇA ÖRER – Radikal

Yorum Yaz »

Önceki yazıyı okuyun:
Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları

Mustafa Kemal Atatük’ün Liderlik Sırları, Adnan Nur BAYKAL 1- Açık Olma 2- Adam Yetiştirme 3- Bilgi ve Tecrübe Sahibi Olma...

Kapat